Dream*

17 Kasım 2017 tarihinde not almışım.

17 Kasım 2015 – bugünden tam iki yıl önce Karl Ove Knausgaard’ın The New Yorker dergisinde Vanishing Point isimli bir makalesi yayımlanmıştı.

Vanishing Point – ufuk çizgisi olarak dilimize çevrilebilir. Farklı noktalardan uzağa baktığımızda bakışımız ufuk çizgisinde birleşir. Günümüz koşullarında bulunduğumuz noktadan bir başka yere gitmek zor değil. Karl Ove Knausgaard yazının başında sabaha karşı evinde, masasında oturduğunu söylüyor ve sabahı tasvir ediyor. Şimdi masamdan kalksam ne kadar sonra Berlin’de olurum sorusunu soruyor ve yolu anlatıyor. Şimdi, İstanbul’da bulunduğumuz yerden yola çıksak, öğleden sonra bir uçağa atlasak, akşam yemeğini Berlin’de yer hatta saat farkından dolayı iki saat kazanırız.

“İmgelere erişmek de geçmişe göre kolay.” Her türlü imgeye erişmekten bahsediyor burada yazar. Dünyanın bir yerinde süren bir savaş, deprem, uçak kazası, terör eylemi, açlık, zenginlikle ilgili bir görsel kısa süre sonra sizin önünüze gelecektir. Şimdiki zamanda yaşadığımız görsel bombardıman. Üstelik tam da burada gündelik hayatı yaşamaya çalışırken. Kahve hazırlarken, evi toplarken, yemeği kaldırırken. Çoğunlukla bu gerçeklikten kendimizi korumaya çalışıyoruz diyor yazar. En azından kendisinin böyle yaptığını söylüyor. Belki bizler de yapıyoruz ama sonra bir bakıyoruz uzaklaşmaya çalıştığımız bir görsel hemen önümüzde. Sosyal medyayı ilk açtığımızda onunla karşılaşabiliyoruz.

Ocak ayı içerisinde bir bestseller kitap okudum. Bestseller okumayı seviyorum. Güne dair farklı bir bakış sunuyor. Takıntılarından koparıyor, dürtüyor seni.

Sonrasında Yapı Kredi Yayınları sayesinde Jean Louis Fournier, Otopsim isimli romanı okudum. Bir süre adı, yaratıcı yazarlık olan, okumak yazmak olan kurslara devam ettim. Bu kursların faydasını, zararını kişi kendini tanıdıkça anlıyor. Bana en büyük faydası, neyin uzağında durmam gerektiğini göstermesi oldu. Ne kadar çok tercih ediliyorsa o kadar sorgulamamı sağladı. Farklı olanı aradım, bulmayı öğrendim. Kurmaca dışı okumalarımı artırdım.

Twitter’da bir yayınevi, Can Yayınları, #HerkesinOkumasıGereken5Kitap diye bir hashtag açmıştı geçenlerde. Bu soruya ben de yanıt verdim kendimce. Sonra aklıma yanıtları taramak geldi. Görebildiğim 258 yanıttan, 45 tanesinde 1984 isimli roman, 18 tanesinde Saatleri Ayarlama Enstitüsü öneriliyordu. Yayınevi bu veriyi nasıl kullanacak göreceğiz. Ancak bazı kitapların bir sonraki baskıyı yapacağı kesin.

Moda haftaları dolu dizgin devam ederken, dikkatimi çeken iki durumu yazayım. Beğenerek takip ettiğim moda blogger Caro Daur, moda ayı seyahatlerinin organizasyonunda kendisine yardımcı olacak bir asistan aradığını duyurdu İnstagram hesabında. Kısaca görev tanımını yazdı ve sorduğu üç, dört sorunun video ile yanıtlanmasını istedi. E-mail adresini verdi. İş ilanına başvuru yağdı. Kısa süre içinde Caro Daur, maillerle başa çıkamayacağını söyledi ve özür diledi.

New York Moda Haftası #NYFW sırasında gerçekleşen bir mayo defilesi herhalde müthiş ilgi çekti. Chromat, podyumda herkese alan yarattı. Engelli, kilolu, selüliti var, trans demedi rengarenk yürüttü podyumda. Şov epey ilgi gördü. Bloggerlar geniş yer ayırdılar. Defilenin alttan alta Victoria’s Secret şovlarını eleştirdiği de konuşuldu.

Bu ara biraz Lacan, biraz Freud okuyarak, notlar alarak ilerliyorum. Yazıyı “Otopsim”den bir alıntıyla bitireyim. Jean Louis Fournier’in kısa, derin yazımına hayranım. Çeviri için Aysel Bora’ya teşekkürler.

“Asla karşı karşıya gelmemiş, birbiriyle toslaşan kelimeler, bu çarpışmadan çakmaktaşı misali kıvılcımlar yükselir.”

Otopsim, Jean Louis Fournier, Yapı Kredi Yayınları, Ocak 2019, Çeviren: Aysel Bora

* dream: hayal

Reklamlar

Venezia

Venedik’te çocuk büyütmek zor. Yaşlı, sakat olmak da kolay değil. Evden çıkınca hemen bir araca atlamak mümkün değil. Taksi bulmak için daha geniş kanala doğru yürümen gerek. Her işin kayığı, teknesi farklı. Çöp konteynırı taşıyan tekneler, mal taşıyan tekneler, balıkçı tekneleri, şehir içi ulaşımı sağlayan vaporetto, taksi, özel tekneler. Günlük hayat hareketli, tatlı bir sessizlikte konuşmalar, sohbetler, ağır aheste yürüyüşler. Kanal kenarında sebze meyve satan pazar tekneleri. Venedik’in etrafında kurulduğu Rialto Mercato. Şehrin insanı sarmalamasına bayılıyorum. Bir kahvede kapuçino, birkaç saat sonra diğerinde prosecco*. Hava karardığında ara sokaklardaki karşılaşmalar. Gizem.

Yeni yıl girdiğinde elimde bir bestseller kitap vardı. Jen Sincero – Para Kazanmak Senin Elinde. Para, sahip olmayı çok istememize rağmen, sahipliğine dair en fazla endişe duyduğumuz şey. Çoğumuz, paranın doğal yollarla erişilebilir olduğuna inanmıyoruz. Çok çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz ya da doğuştan paralı olmamız gerektiğini. Bunları ben söylemiyorum Jen Sincero söylüyor. Kendisi de 40 yaşından sonra gelir düzeyini yükseltebilmiş biri. Bakın neler demiş kitabında.

“Seks yapmak ve para kazanmak söz konusu olduğunda, ne yaptığınızı bilmek ve bu konuda çok iyi olmak zorundasınız. Ama kimse size bir şey öğretmez!” sf. 10

Ne kadar doğru. İyi bir eğitim almalı, iyi bir iş bulmalı, birkaç dil öğrenmeliyiz. Peki bütün bunları gerçekleştirmek, yaşam boyu iyi para kazanmamızı sağlayabilir mi?

“Vasat olanı rasyonelleştirmek için harcanan zaman, muhteşem olanı yaratmak için kullanılmalıdır.” sf. 14 

“Herkes bu gezegene eşsiz arzular, yetenekler ve becerilerle gelir. Yaşamda yol alırken görevimiz sizinkilerin ne olduğunu, keşfetmek, onları büyütmek, kendinizin en özgün, en neşeli ve en muhteşem versiyonunu oluşturmaktır.” sf.23 

Bana epey doğru geldi bu söylenenler. Yaşadıkça kendimizi tanıyoruz ve isteklerimiz, hayallerimiz şekilleniyor. Öğrenim çağında hedefi vurmak herkes için geçerli değil.  Zamana, sürekli öğrenmeye, denemeye, kendimizi keşfetmeye ihtiyacımız var. Derine inmeli, içimizdeki sesi dinlemeliyiz.

#killingeve yakın zamanda izlediğim dizilerden biri. Sandra Oh, ilk defa Gray’s Anatomy dizisinde karşıma çıkmıştı. Yıl 2009 olmalı, oldukça kötü bir düşmeden dolayı sağ dizimde ödem oluşmuştu. Dışarıda mümkün olduğunca az zaman geçiriyor eve dönüp ayağımı uzatıyordum. İyileşme döneminde Gray’s Anatomy kurtarıcım oldu diyebilirim. Lakin epey kilo aldığımı da itiraf etmem gerek. Tam on yıl sonra Sandra Oh, şahane bir oyunculukla yeniden karşıma çıktı. Büyülendim. İzleyin derim.

Sandra Oh üzerinden, yaşlanmak üzerine de birkaç kelime etmeli. Yüzde oluşan çizgiler, ciltteki benekler, zaman zaman gelen ağrılar, değişim, hayatın parçası. Onlara sarılmak, keyifle yaşamak, üzerini örtmemek gerekiyor. Saf, sade olandan uzaklaşmadan mutlulukla.

*prosecco – bir çeşit İtalyan beyaz şarabı 

New Year*

Yeni yıla girerken dilekler dilendi, kararlar alındı, hayallere eklemeler yapıldı. Beklentiler üzerine düşünüldü. Belki de bu yıl, hayatımızı istediğimiz gibi yaşayabilme imkânını oluşturacağız. İmkânı bulacağız değil, oluşturacağız diyorum, çünkü aslında yaşadığımız hayatı zihnimizle yaratıyoruz. Engeller koyuyoruz, bahaneler üretiyoruz, zayıf yanlarımıza odaklanıyor, onları besliyoruz. Çocukluğun sakin, pırıl pırıl zihniyle ilerlerken etrafımızdaki seslere kulak vermeye başlıyoruz. Kendimize olan inancımız azalıyor. Cesaret kelimesini tamamen unutuyoruz. Mutluluğu standart seçeneklerde arıyoruz, hayal kurmayı bırakıyoruz. Deep Patel, entrepreneur.com sitesinde 2 Ocak 2019 tarihinde bir makale yayımlamış. “2019 yılında başarılı olmak için okunması gereken 19 kitap” başlıklı makalede yer alan kitapların hangileri Türkçe’ye çevrilmiş derledim. Bu arada bahsettiğim sitede epey ilginç makaleler yer alıyor, öneririm.

  • Seth Godin, Mor İnek, Farklılaşarak İşinizi Dönüştürün, Mediacat Yayınları, Editör: Gülen Çetin Tankut, 2010
  • Malcolm Gladwell, Çizginin Dışındakiler, Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur, Mediacat Yayınları, 2009
  • Jen Sincero, Para Kazanmak Senin Elinde, Olimpos Yayınları, Çevirmen: Eda Pak, 2018
  • Gary John Bishop, Hayatını Piç Etme, Pay Yayınları, Çevirmen: Esin Sarp, 2018
  • Jim Collins, İyiden Mükemmel Şirkete, Boyner Yayınları, 2004
  • Dale Carnegic, Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, Epsilon Yayınevi, Çevirmen: Nazlı Uzunali, 2016
  • Arianna Huffington, Thrive Başarı İçinizdedir, CEO Plus Yayınları, Çevirmen: Aslı Anar, 2015

Bu listeden Jen Sincero’nun kitabını okuyorum. Üzerine yazacağım.

Süddeutsche Zeitung instagram hesabını takip etmeyi seviyorum. Bu hesap üzerinden günlük hayatı besleyen aktüalite haberlerine çok kaliteli fotoğraflarla erişmek mümkün. Örnek, geçtiğimiz yıl faaliyete geçen yanardağ fotoğrafları. Eğer ilginiz varsa, 23 Aralık 2018 tarihinde patlayan Anak Krakatau yanardağıyla ilgili görsellere de erişebilirsiniz.

Yılı bitirirken okuduğum kitaplardan biri Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler** idi. Bu yazıyı kitaptan bir alıntıyla bitireyim.

“Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, bu yüzden geçmiş zaman da aynıdır ve yitip giden sadece bir andır. Ezelden beri her şey aynıdır, hep aynı döngülerdir tekrarlanan ve hiçbiri farklı değildir. Bir kişi çok uzun yaşasa da çok kısa yaşasa da aynı şeyi yitirir. Bu da şimdiki zamandır ve insan sadece bundan mahrum olabilir, nihayetinde insan yalnızca buna sahiptir.” (II. Kitap, Sf. 17 – 18) 

Bir tane hayatımız var, içinde bulunduğumuz zamanı yaşamak çok kıymetli. Zamanı iyi değerlendirmek, gerçekten mutlu olacağımız şeyler yapabilmek.

Bir sonraki yazıda Jen Sincero, Para Kazanmak Senin Elinde isimli bestseller kitaptan bahsedeceğim.

New Year – Yeni Yıl 

** Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, İş Kültür Yayınları, Çeviren: Yunus Emre Ceren, 2018

 

Andy Warhol

Andy Warhol Felsefesi, A’dan B’ye ve Gerisin Geriye, Andy Warhol, Sel Yayıncılık, Mart 2011, Çeviren: Elif Gökteke

Geçen yıl Şubat ayında okudum bu kitabı. Yıl boyu dergi karıştırır gibi ara sıra baktım. Yeni yıla girdikten sonra tekrar okumaya başladım, notlar aldım.

Andy Warhol Felsefesi bir kılavuz kitap. Yazıldığı yıldan bugünü gören, zamana, insana dair bir kitap.

Hayatı belli kriterler çerçevesinde yaşamamız ve mutlu olmamız bekleniyor. Bu sebeple çoğumuz gerçekten bizi mutlu edecek şeyleri yapamıyoruz. Hatta bizi gerçekten neyin mutlu edeceğini düşünmüyoruz bile. Bize, vasat da olsa elimizdekinden vazgeçmemek öğretiliyor. Vasatla mutlu olmaya, ona alışmaya çabalıyoruz. O sırada zaman akıyor, hayallerimizden uzaklaşıyoruz.

Jean Baudrillard Andy Warhol için şöyle diyor, 

Makineleşmiş Züppelik: Andy Warhol, e-Skop, 28.05.2014, Jean Baudrillard, Çeviri: Ayşe Boren

Andy Warhol bizi modern fetişizmle, trans-estetik fetişizmle yani, niteliksiz bir imgenin, arzudan yoksun bir mevcudiyetin fetişizmiyle tanıştırır.

Warhol ne bir avangardın ne de bir ütopyanın parçasıdır. Hiçbir yeri kendisine mesken edinir. Modern sanat nesneyi yapıbozuma uğratmak yolunda epey mesafe kaydetmişti, ama sanatçının yaratıcı edimin imhasında Warhol dan daha ileri giden olmadı. Züppeliği de işte buradan gelir.

Warhol’daki her şey düzmecedir. Nesne düzmecedir çünkü artık özneyle bir alakası kalmamıştır. yalnızca nesneye duyulan arzuyla alakalıdır. imge düzmecedir çünkü estetik mecburiyetle bir ilişkisi kalmamıştır, salt imgeye duyulan arzuyla ilişkilidir. Warhol’un imgeleri birbirini arzular, üretir.

Warhol imgesinin ardında Warhol öznesi yoktur. Warhol agnostiktir. Agnostik, Tanrının var olmadığını iddia etmez. Tanrı belki vardır ama ben ona inanmıyorum der. Sanat belki vardır ama ben ona inanmıyorum. Tam da ona inanmadığım için bu işte en iyisi benim.

Fetiş: İlkel toplumlarda doğaüstü bir güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı ya da cansız nesne, tapıncak, put. (kaynak: Dil Derneği Sözlük)

“Bugün etrafıma bakınca, gördüğüm en büyük anakronizm hamilelik. İnsanların nasıl hâlâ hamile olabildiğine inanamıyorum.” 7. bölüm – Zaman

“Zengin düşünün. Fakir görünün.” 6. bölüm – İş

“Arkadaş satın almak harika bir şey. Bence insanın bir sürü parası olmasında ve onunla insanları kendine çekmesinde bir sakınca yok. Kimi çektiğinize bir bakın: HERKESi!” 9. bölüm – Ekonomi

“Para benim için AN’dır. Para benim RUH DURUMUMDUR.” 9. bölüm – Ekonomi

“Bir oyuncu oyunlarını ve filmlerini saymalı, bir model fotoğraflarını, bir yazar sözcüklerini, bir ressam da resimlerini saymalı, o zaman değerinizi tam olarak bilirsiniz hep ve ürününüzün kendiniz, şöhretiniz, aura’nız olduğu düşüncesine saplanıp kalmazsınız.” 5. bölüm – Şöhret

“Ellerinizdeki çizgiler karışıklıksa, elleriniz çok fazla endişe ediyor demektir.” 7. bölüm –  Zaman

Thoughts*

*Thoughts Düşünceler 

Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini konuşuyoruz. “Bu yıl nasıl geçti anlamadım,” diyoruz örneğin. Thomas A. Harris, Ben OK’im Sen OK‘sin isimli kitabında, “Zamanı Nasıl Kullanırız” bölümünde, Berne’nin ‘vakit geçirme’ üzerine açıklamalarına yer veriyor. Şu bölüm etkili,

“Eğlence anlayışları zarar görmemiş olan mutlu ya da iyi organize edilmiş birileriyle, sosyal olarak zaman geçirmek kendi kendine olur ve memnuniyeti de yanında getirir.” 

Yaşadığımız çağda zaman hızlı aktığını hissettiriyorsa, yapmamız gereken içinde olduğumuz ana dönmek ve Berne’nin tanımındaki ortamların daha çok farkına varmak olabilir.

Yıl biterken, Bill Gates’in tavsiye kitaplarından Yuval Noah Harari‘nin 21. Yüzyıl İçin 21 Ders adlı kitabını okudum. Bu kitabı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Yazar öncelikle kişinin öğrenme sorumluluğunu öne çıkarıyor. Her ne kadar bilgi, etkileşim yağmuru altında olsak da doğru bilgiye erişmenin bizler için ahlaki bir sorumluluk olduğunu vurguluyor ki buna katılıyorum.

“Socrates’in iki bin yıldan fazla bir süre önce gösterdiği üzere, bu tür koşullar altında yapabileceğimiz en iyi şey bireysel cehaletimizi kabullenmektir. Fakat her şeyin birbiriyle iç içe geçtiği bir dünyada en mühim ahlaki zorunluluk bilme zorunluluğu.” 

Diğer taraftan kitabın en çarpıcı bölümleri, gelecekle ilgili belirsizliklerin anlatıldığı bölümler. Yazar şöyle bir örnek veriyor, içinde olduğumuz zamanda doğan bir bebek, 2050 yılında otuzlu yaşlarında olacak. Bizlerin çocukluğunda geleceğimizin az çok nasıl olabileceği tahmin edilebiliyordu. Eğitim hayatı, iş hayatı, evlilik, aile hayatı, çocuk sahibi olmak ve emeklilik. Oysa bugün doğan bir bebek için bu standart hayal hiç gerçekçi değil. Her şey hızla değişiyor. Uzmanlaştığımız bir konuda kısa süre içinde çalışamayabiliriz. Her gün kendimize yatırım yapmamız, sürekli öğrenmeye açık olmamız gerekiyor.

“Elli yaşına geldiğinizde değişmek istemezsiniz ve çoğu insan dünyayı fethetmekten umudu kesmiştir. Yaşadık gitti kafasına girersiniz. Sabit koşulları tercih edersiniz. Becerilerinize, kariyerinize, kimliğinize ve dünya görüşünüze bir sürü yatırım yapmış olduğunuz için yeni baştan başlamak istemezsiniz.”

Çok doğru. Finans sektöründen 2010 yılında ayrıldım. On beş yıllık bir deneyimin ardından. 2010 – 2013 yılları arasında kurumdan ayrılan pek çok arkadaşım oldu. Çoğu,  hak ettiği tazminatı alarak iş hayatını sonlandırdı. Evi ve ailesiyle ilgilenmeye başladı. Ben bu tercihin biraz zorunlu bir tercih olduğunu düşünüyorum. Çünkü çalışmak için tek alternatifleri tekrar finans sektöründe bir iş bulmaktı, bu durum kısır döngü yaratacaktı ve mutsuzlukları devam edecekti. Aslında hepsine tek tek bugüne kadar geçen sürede ne öğrendiklerini sormak gerek. Örnek, yemek yapmayı öğrenmiş olabilirler, resim yapıyor olabilirler ya da örgü örmeye başlamışlardır. Nedense günlük hayatın böyle bir tercih yapmalarına izin vermemiş olduğunu düşünüyorum. Öte yandan yine hepsine şunu sormak isterdim, çocuklarınızı 2050 yılına nasıl hazırlıyorsunuz?

“Çoğu pedagoji uzmanı okulların şu dört şeyi öğretmeye başlaması gerektiğini savunuyor, Eleştirel Düşünce, İletişim, İşbirliği, Yaratıcılık”

Finans sektöründe sizi işe alırken takım çalışmasına yatkınlığımızı ölçerler. Oysa iş hayatı, aynı takım içinde verdiğiniz mücadele ile geçer. İnsanlar birbirinden bilgi saklar, müşteri kapmaya çalışır. Sonra bir bakarsınız bütün aktivitelerinizi tek başınıza yürütüyorsunuz ve sadece takımı sakin tutmaktan sorumlusunuz. Yöneticiniz de sizin bu denge kurucu tavrınızdan memnun kalır. Lakin arkadaşınızın elinden iş kapmadığınız için sizi kolaylıkla eleştirir. Performansınıza bunu yansıtır.

“Sabit bir kimliğe, işe ya da dünya görüşüne sarılmaya çalışırsanız dünya yanınızdan vın diye geçerken bakakalma riskiniz var.

Sırf ekonomik açıdan değil, en önemlisi toplumsal açıdan işlevinizi koruyabilmek için durmadan öğrenme ve kendinizi baştan inşa etme yeteneğine ihtiyacınız var. 

Böyle bir dünyada hayatta kalıp başarı sağlamak için zihninizi son derece esnek, duygusal dengenizi son derece ihtiyatlı kullanmaya ihtiyacınız var.” 

2011 yılında sivil alanda çalışmaya başladım. Halen de devam ediyorum. Çalışma hayatında çok sevdiğim, değer verdiğim iş arkadaşlarım oldu. Bir gün bankanın kapısından girerken, etrafıma baktım ve mekânın içinde değil dışında var olduğumu fark ettim. İçerisi beni engellerken dışarısı kendimi özgür hissetmemi sağlıyordu. İş yerine girerken kendimi dışarıda bırakıyor, en az sekiz saat kendimden uzakta çabalıyor ve sonra tekrar kendim oluyordum. Dışarıdaki zamanı uzatarak kendimle daha fazla ilgilenmeye çalışıyordum.

“Yeni işlerin iyi maaşlı devlet memurluklarından ibaret olmayacağını varsayarsak, bu işler büyük ihtimalle yüksek düzeyde uzmanlık gerektirecek ve yapay zekâ gelişmeyi sürdürdüğü müddetçe çalışan insanların mütemadiyen yeni beceriler kazanması ve mesleklerini değiştirmesi icap edecek. Hükümetlerin devreye girip hem yaşam boyu eğitim sektörünü güçlendirmesi hem de kaçınılmaz geçiş dönemleri için bir güvenlik ağı sağlaması lazım.”

Çalışma hayatı bir noktada başlayan, gelişen ve sona eren bir süreç değil artık. Gerek maddi gerekse kişisel mutluluk açısından bu böyle. O zaman kendimizi bu değişime nasıl hazırlıyoruz?

Lists & Wishlists*

* Listeler ve Dilek Listeleri 

Yıl biterken o yılın “en”leri konuşulmaya başlanır. Kitap, albüm, film listeleri ortalara düşer, tavsiyeler yapılır, yeni yılın hayalleri akmaya başlar zihinden. Kimisi için çift yıllar, kimisine tek yıllar uğur getirir. Aşkı bulan rahattır ama arayan eğer o yıl da bulamadıysa paniklemiştir. Burç yorumlarını okur, fal baktırır. Başlangıç her zaman umutludur. Fakat bazı değişiklikler için çaba göstermek gerekir.

The Guardian, yirmibir favori yazarına 2018 yılında en etkilendikleri romanı sormuş ve aşağıdaki liste oluşmuş. Haberin aslı burada.

  1. Kitap adı: Godsend, Yazar adı: John Wray, Seçen: Jonathan Franzen
  2. Kitap adı: A Life, Yazar adı: Thomas Cromwell, Seçen: Hilary Mantel
  3. Kitap adı: How to change your mind, Yazar adı: Michael Pollan, Seçen: Yuval Noah Harari
  4. Kitap adı: Milkman, Yazar adı: Anna Burns, Seçen: Nicola Sturgeon
  5. Kitap adı: Bitter, Yazar adı: Francesca Jakobi, Seçen: Brett Anderson
  6. Kitap adı: The Seven Deaths of Evelyn Hardcastle, Yazar adı: Stuart Turton, Seçen: Val McDermid
  7. Kitap adı: Skin Deep, Yazar adı: Liz Nugent, Seçen: Ian Rankin
  8. Kitap adı: The Murderer’s Ape, Yazar adı: Jakob Wegelius, Seçen: Katherine Rundell
  9. Kitap adı: Sabrina, Yazar adı: Nick Drnaso, Seçen: Chris Ware
  10. Kitap adı: States of Happiness, Yazar adı: Suzanne Batty, Seçen: Jackie Kay
  11. Kitap adı: Kids These Days, Yazar adı: Malcolm Harris, Seçen: Pankaj Mishra
  12. Kitap adı: Normal People, Yazar adı: Sally Rooney, Seçen: Olivia Laing
  13. Kitap adı: Cassandra at the Wedding, Yazar adı: Dorothy Baker, Seçen: Viv Albertine
  14. Kitap adı: An Anarchy of Chillies, Yazar adı: Caz Hildebrand, Seçen: Yotam Ottolenghi
  15. Kitap adı: Behold, America, YAzar adı: Sarah Churchwell, Seçen: Ali Smith
  16. Kitap adı: The Overstory, Yazar adı: Richard Powers, Seçen: Robert Macfarlane
  17. Kitap adı: Warlight, Yazar adı: Michael Ondaatje, Seçen: Kamila Shamsie Bu kitap 2018 yılında Türkçeye çevrilmiş. Kitap adı: İngiliz Hasta, Çevirmen: Ahu Antmen, Alfa Yayıncılık, 2018
  18. Kitap adı: Make Ink: A Forager’s Guide to Natural Inkmaking, Yazar adı: Jason Logan, Seçen: Ben Schott
  19. Kitap adı: The Long Take, Yazar adı: Robin Robertson, Seçen: Elif Şafak
  20. Kitap adı: In Search of Isaiah Berlin, Yazar adı: Henry Hardy, Seçen: John Banville
  21. Kitap adı: My Year of Rest and Relaxation, Yazar adı: Ottessa Moshfegh, Seçen: Mark O’Connell

Bu listeyi gördükten kısa süre sonra Bill Gates – Gates Notes isimli blogunda 2018 yılında en etkilendiği beş kitabı açıkladı.

  1. Kitap adı: Educated, Yazar adı: Tara Westover
  2. Kitap adı: Army of None, Yazar adı: Paul Scharre
  3. Kitap adı: Bad Blood, Yazar adı: John Carreyrou
  4. Kitap adı: 21 Lessons for the 21. Century, Yazar adı: Yuval Noah Harari Bu kitap Eylül 2018 tarihinde Kolektif Kitap tarafından Türkçeye çevrilmiş. Kitap adı: 21. Yüzyıl için 21 Ders, Çevirmen: Selin Siral, Kolektif Kitap, Eylül 2018. 
  5. Kitap adı: The Headspace Guide to Meditation and Mindfulness, Yazar adı: Andy Puddicombe.

Her iki listeden birer kitap da olsa basılmış olması şans aslında. Ben şu an Bill Gates’in listesinden 21. Yüzyıl için 21 Ders isimli kitabı okuyorum.

Okuma alışkanlığımızı derinleştirmek için belli kişilerin hazırladığı listelerin dışına çıkmamız şart. İşte bu sebeple yabancı kaynakları takip etmenin yanında, düzenli olarak kitap önerisinde bulunan Yerdeniz Kitapçısı ve Cihat Duman’ın sosyal medya hesaplarından faydalanılabilir. Ayrıca İstanbul’da yaşayanlar Almanca bilsin bilmesin muhakkak Goethe İstanbul Facebook hesabını takip etmeli. Burada gerçekleşen okuma etkinlikleri oldukça keyifli, sizi dünyada olan bitenle buluşturan, sosyalleşmenize olanak veren etkinlikler.

Son olarak kendi listemi, ve Cihat Duman’ın top 8 listesini paylaşıyorum. Keyifli bir yıl olsun, birey olarak doğru bilgiye ulaşma, bilme, öğrenme hakkımızı koruyalım. Öğrenelim, paylaşalım, iletişim kuralım, yaratıcı düşünelim. Konforlu alanlardan, daha doğrusu konforlu gibi görünen alanlardan çıkalım. Yazımı böyle bitirmemin sebebi Yuval Noah Harari’nin son kitabı. Bir sonraki yazıda iki kitap üzerine yazacağım. Mutlu yıllar.

Kitap listem, yayın yılından bağımsızdır.

  1. Olay Beyoğlu’nda Geçiyor, Yazar: Cihat Duman, Yayınevi: Agora Kitaplığı,  Şairin ilk romanı olduğu ve içinde olduğumuz zamana dair kurguda şehire yer açtığı için. 
  2. Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel Bir Hayat, Yazar: Pema Chödrön, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Sinek Sekiz Yayınevi Tabiatı hatırlattığı, hiç durmadan konuşan iç sesimizle barıştırdığı için. 
  3. Why I’m No Longer Talking to White People About Race, Yazar: Reni Eddo – Lodge, Bloomsbury Publishing Son zamanlarda bazı sohbetlerde bazı konulara girildiğinde, fikirlerinle yalnız kalıyor musun? Bu kitabı okumalısın. 
  4. Düşlerin Yorumu 1, Yazar: Sigmund Freud, Çeviren: Dr. Emre Kapkın, Payel Yayınları 2018 yılında bir defadan fazla okuduğum bu kitap öncelikle insanın kendisini tanıması bakımından kıymetli. 
  5. Mai ve Siyah, Yazar: Halit Ziya Uşaklıgil, Yapı Kredi Yayınları İstanbul ve Beyoğlu ile geçmiş zamanda buluşmak için. 
  6. Andy Warhol Felsefesi, Yazar: Andy Warhol, Çeviren: Elif Gökteke, Sel Yayıncılık Pop Art okumalarına ışık tutması için. 
  7. Winfried Georg Sebald, Almanca şiirleri
  8. Olma Borcu, Yazar: Cihat Duman, Bireysel Yayıncılık Şiirlerin mükemmel olmasının yanında tasarımı, çizimleri, bağımsız yayıncılık tercihiyle fark yarattığı için. 

Gelelim Cihat Duman’ın listesine,

20181214_150322329807172.jpg

Yellow*

İstanbul’da yaprakların sararması, kızarması, kahverengi olması ve dökülmesi Kasım ayının ortalarına kalıyor artık. Sonbahar yağmurları da Kasım ayında başlıyor. Aslında sonbahar şehrin etkinliklerle dolduğu, coştuğu bir ay. Yeni sergiler, yeni kitaplar, kafelerde keyif, sinema, belki bir iki konser. Santorini isimli yazımda İstanbul Modern Müzesindeki bir sergiden söz etmiştim. Anthony Cragg – İnsan Doğası 20 Ocak 2019 tarihine kadar gezilebilir. Benim hedefimde Sakıp Sabancı Müzesindeki Rus Avangardı sergisi var.

Ekim ayı başında, Londra’daki ünlü Sotheby’s müzayede evinde gerçekleşen açık artırmada enteresan bir olay yaşandı. Sanatçı Banksy‘nin “Balonlu Kız – Girl with Balloon” adlı eseri oldukça yüksek fiyattan alıcı bulduktan sonra çalıştırılan bir mekanizma ile kendini imha etti. Hemen herkes aynı gün sosyal medyaya yansıyan görüntüleri izlemiştir. Olaydan kısa süre sonra Banksy Instagram hesabından eseri nasıl imha ettiğini anlattı. Mekanizma takılmıştı. Balonlu Kız’ın imhası yarıda kesilmişti. Olaydan birkaç gün sonra müzayede evi satışın geçerli olduğunu açıkladı. Banksy eserini yok etmemişti, yeniden yaratmıştı. Yeni eserin adı “Çöpteki Aşk – Love is in the Bin” olmuştu. Sanat piyasalarını tanıyan tanımayan herkes videoları defalarca izledi, yazılanları okudu. Bu olayın bende bıraktığı etki ise şu oldu, sanat eserinin değerini sadece sanatçı belirler.

Bu yıl sıklıkla dönüp okuduğum bir kitap var, Sanat ve Gölgesi**. Kitabın giriş bölümünden alıntılamak istiyorum. Yapıt kültürel, simgesel hatta yalnızca ekonomik, özerk ve bağımsız bir değerle donanmış bir varlık olarak görülür. Yaratıcı etkinliğin nihai hedefi, merkezidir. Dolayımlar onun çevresinde eklemlenir. Söylemler onun çevresinde şekillenir ve alımlama onun üzerine odaklanır. Sanatta önemli olan tablo, heykel, kitap, bina, beste, oyun, film, video gibi ürünlerdir ve bunların nesne niteliği taşımasıdır. Nesne, özü oluşturur. Sanatçının üretim süreci ve fikirleri, tarihçinin, eleştirmenin, kuratörün ve filozofun dolayımları, izleyici kitlesinin alımlaması, nesneye nazaran ikincildir.”

Kasım ayı başında Cihat Duman’ın Olma Borcu isimli dördüncü şiir kitabı doğdu. Uzun zaman sonra kitaplıklarımıza ciltli bir kitap girdi. Kitabın kapağında ve içinde yer alan çizimler Nazım Dikbaş’a ait. Tasarımı Memed Erdener yapmış. “Olma Borcu” kişisel yayıncılık – self publishing ürünü. Sadece Robinson Crusoe kitabevlerinden ve internet mağazasından satın alınabiliyor. İzmir – Yerdeniz Kitapçısı dışında başka kitabevinde aramayın. Her kitabın en arka sayfasına yazar tarafından numara basılmış. Ayrıca ön sipariş veren okurların kitapları, kişiye özel imzalanmış.

16 Kasım Cuma günü akşamı Olma Borcu’nun ilk imza günü ve söyleşisi Salt Beyoğlu Robinson Crusoe kitabevinde gerçekleşti. Katıldım, çok keyifliydi. Dilerim nice söyleşi, okuma, imza etkinliği olur. Bu etkinliklerde vazgeçilemeyen alışkanlık sanatçıyı, okurun karşısına tek başına oturtmak. Oysa herkesin birbirini görebileceği, göz teması kurabileceği, daire şeklinde oturma düzeni yapılabilir. Böylelikle gerçek bir sohbet ortamı doğar.

“Olma Borcu”, şu an ayaklarımın değdiği toprağı, denizde dokunduğum kumu, ötede Venedik’te, Floransa’da, Paris veya Amerika’da elleri toprağa dokunan insanı kapsayan bir kitap. Alanı bu kadar geniş çünkü şair evrensel bir bakış açısıyla kuruyor dizelerini. Şimdiki zamanı anlatıyor. “Haritada Helsinki açık,” diye başlayan, “can yeleğimden bir parça kopardım, yedim,” diye biten “Olma Borcu” Helsinki’den Ege denizine, Anadolu’da bir ovadan Süphan Dağı’na aynı anda uzanabiliyor. Şehirde yanımıza yanaşıyor, metrobüse biniyor, metrodan iniyor, vapurla Boğaz’a açılıyor. Galata’da muhtemelen biriyle buluşuyor. Çok sesli bir şiir kitabı, cinsiyeti yok, duyguya sınır koymuyor, bedeni dinliyor, kalbe dokunuyor, bilinçaltında geziniyor. Ruha, bedene, bilince, bilinçaltına kulak veriyor. Aşık oluyor, hasret çekiyor, hüzünleniyor. Bir dize ile savaşı anlatıyor.  Şiirleri her okuduğumda, farklı bir kelimede takılıyorum. İlk defa okumuş gibi yeni bir his buluyorum. Henüz okumadığım kitaplar aklıma geliyor. Unuttuğum duyguları hatırlıyorum. Dağ havası alıyorum. Denizde, dalgayla mücadele veriyorum. Sonra kitabı kapatıyorum. Sıkıca tutuyorum ellerimde. O tatlı sarı rengin sıcaklığına bırakıyorum hayallerimi.

Kitabın sonundaki ilk satır dizinine bayıldım. Alıntılıyorum,

haritada Helsinki açık 8

Ne güzelsiniz anladıklarıma belgesel muamelesi yaparken 14

Olma Borcu, Cihat Duman, Kasım 2018, Şiir 

* Yellow – Sarı – tureng sözlük 

** Sanat ve Gölgesi, Mario Perniola, İletişim Yayınları, 2016 

 

Santorini*

Yapmamız gereken şeyleri iyi yapabilmek için çok çaba harcıyoruz. Zaman geçiyor. Zamanı kaybetmek, yaşlandıkça ısdırap vermeye başlıyor. Nedense bizlere yeteneklerimize göre okumak, para kazanmak ve yaşamak öğretilmedi. Oysa öğretilebilseydi ya da bizler öğrenmekte veya fark etmekte bu kadar gecikmeseydik beraber hareket etmeyi sanırım başarabilirdik. Bu yazının başlığı Santorini, çünkü bu yaz sonu Santorini’de olmayı hayal ettik ama oraya gidemedik.

Yıl başından bu yana düzenli olarak Marie Forleo‘nun blogunu takip ediyorum. Videolarını izliyorum ve kurmuş olduğu internet tabanlı öğrenme sistemiyle, kendi işini yapmaya çalışan kişileri nasıl motive ettiğini görüyorum. İnsanı, standart olandan uzaklaştıran, imkânların çeşitli olduğuna inandıran her şey bugün çok kıymetli. Aksi durumda yaşamın değerine, kendi değerimize, insanların değerine vakıf olamayız.

Halit Ziya Uşaklıgil’in eserleri çeşitli yayınevleri tarafından basılmış. Okuduğum başka bir kitaptan aldığım referansla Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan Mai ve Siyah‘ı okudum. Kitabı hazırlayan Handan İnci. İlk basım Ekim 2018. Bu baskı, romanın orjinal dilinin düzenlenmiş versiyonu. Farklı yayınevlerinden çıkan baskılar içinde günümüz Türkçesi ile yayımlananlar var. Yapı Kredi Yayınları, kitabın sonuna bir sözlük koymuş ve böylece ilginç kelimeleri keşfetmenizi sağlamış. Romanı tavsiye ederim çünkü o dönemin İstanbul’u, günlük yaşamı, insanların günlük hayat mücadelesi, hayalleri ve iç seslerine bayılacaksınız. Kitabın dili sizi endişelendirmesin, çok rahat okuyabileceksiniz. Hayatın size verdikleri her zaman sizin hayalinizdeki gibi olmuyor. Aslında hayatın mücadele olduğu da bize öğretilmiyor. Varlıklı insanların her zaman imkânlara kolay erişebileceğine inanıyoruz. Oysa mücadele etmek elbette herkesi hayallerine yaklaştıracaktır. Romana bu açıdan bakmak bana epey iyi geldi. İstanbul’da yaşayan biri olarak o zamanın İstanbul’unu hissetmek ise hem mutlu etti hem de bugüne bakınca biraz üzdü. İşte romandan bazı kelimeler ve anlamları,

tetabuk: uygun düşme

desise: entrika, hile

hodkâm: bencillik

peyk: haberci

raşe: titreme, titreyiş

gaşy: kendinden geçmek

nüzul: felç, inme

Yine romandan bir iki mekân ismi yazacağım. Bu mekânlar insanların mesai sonrası bir araya geldiği, bir şeyler içtiği, gazete okuduğu, sohbet ettiği yerler. Luxembourg, Gambrinus, Central, Palais de Cristal, Concordia, La Bella Venezia.

“Beyoğlu’nda en ziyade hazzettiği yer burası idi; orada ön tarafta bir yere oturur, önünden aşağıya yukarıya geçen halkı seyreder, bu binlerce yolculardan intihap ettiği bazı çehreleri oturduğu yerin makdut nezareti dairesinin müsaade ettiği kadar takip eder, o çehrelerin kimisinin paltosundan, kimisinin eski elbisesinden, birisinin elindeki paketten, bir kadının yanındaki çocuktan manalar anlar, zihnen birer dakikalık zaman içinde bu çehreler için birer mufassal hikâye yazardı.”

*Santorini, Ege Denizi’nde Yunanistan’ın 200 km. güney doğusunda yer alan volkanik adalar grubu.

October Ends*

İstanbul Modern’de Anthony Cragg’in İnsan Doğası – Human Nature isimli heykel sergisi 11 Kasım tarihine kadar gezilebilir. Bildiğiniz gibi İstanbul Modern geçici yeni mekânında.

“İmge ve nesneler oluştururken geçmişte de bugün de beni asıl ilgilendiren, doğal veya işlevsel dünyada mevcut olmayan ve hem dünya hem kendi varoluşumla ilgili bilgi ve duygular aktarabilen nesneler yaratmak.”**

Anthony Cragg’in heykelleri etrafında döndükçe, kimi zaman bir insanı, kimi kendini, kimi bir nesneyi görüyor insan. Etkileyici.

Şair, yazar Cihat Duman’ın ilk romanı “Olay Beyoğlu’nda Geçiyor” Mart 2018 tarihinde yayımlanmıştı. Şair, Kasım ayının ilk haftalarında “Olma Borcu” isimli yeni şiir kitabının çıkacağını müjdeledi. Kitapta 2013 – 2018 yılları arasında yazılmış şiirleri yer alıyor.

2018 yaz ayları aşırı sıcaktan ve ekonomik etkenlerden epey yorucu, sert geçti. En azından benim için. O sırada başrolde Benedict Cumberbatch’in oynadığı Patrick Melrose dizisi dikkatimi çekti. Sanırım bu yıl izlediğim en iyi dizi oldu. Öte yandan şans bu ya o sırada Amerika’da olan bir arkadaşımız Edward St. Aubyn’in beş kitaplık bu eserini bize bir kitap olarak getirdi. Asıl müjdeli haber Can Yayınları‘nın ilk üç kitabı basmış olması. Siz üç kitabı okuyana kadar diğer iki kitap da basılacaktır.

Bu arada 9 Kasım 2017 tarihinde yazdığım yazıdan yaklaşık bir yıl sonra, Zadie Smith’in Swing Time isimli kitabı Everest Yayınları tarafından Dans Zamanı adıyla yayımlandı. Yayım tarihi 10 Ekim 2018, çevirmen: Özlem Gayretli Sevim.

* Ekim Biterken 

** Sergi Broşüründen  

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: